Zihin Kırıntıları

Nasıl oluyor bilmiyorum ama ait hissedemiyorum kendimi. Bu şehre, buralara, bu dünyaya. İnsanların hemen savuşturduğu olay beni birkaç gün sarsabiliyor. Ya da küçük bir dramatize edilmiş bir sahneye ağlayabiliyorum. Çok çabuk kırılabiliyorum. Belki çok çabuk da kırıyorumdur orasını pek bilmiyorum. Bencil olmadığımı düşünüyorum aslında.

Zihin Kırıntıları
Zihin Kırıntıları



Nasıl oluyor bilmiyorum ama ait hissedemiyorum kendimi. Bu şehre, buralara, bu dünyaya. İnsanların hemen savuşturduğu olay beni birkaç gün sarsabiliyor. Ya da küçük bir dramatize edilmiş bir sahneye ağlayabiliyorum. Çok çabuk kırılabiliyorum. Belki çok çabuk da kırıyorumdur orasını pek bilmiyorum. Bencil olmadığımı düşünüyorum aslında.

 

Bazen dönüp geçmişe baktığımda, diyorum ki yaşadığım şeyler küçük bir drama mıydı acaba? Ben mi büyütüp kendimde travma oluşturdum. Bilmiyorum. Pek bilemiyorum genelde. Böyle büyük yazarlar, hani şu ismi duyulmuş kişilerden bahsediyorum. Hayatında çok zorluk çekmişler. Ben o kadar çok zorluk çektiğimi düşünmüyorum. Demek ki daha yolum var.

 

Hayatım, okumaya doyamadığım bir drama senaryosu gibi. Küçük drama tadında traji komik hikayem var. Bunları yaşamak için bir nedenim de yok. Zihnimin derinlerinde yatan şeyleri satırlara dökmek git gide zorlaşıyor. Böyle olduğu için kendimden bahsederek yazmayı bırakmıştım. Bide okudukça bana geçmişimi hatırlatıyor. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi onu da çözemedim. Kendimi de çözemiyorum. Biraz değiştim mi bir şey oldu bana ama ne olduğunu anlamadım. Farklı bir şey var ama fark ne bilmiyorum yani. Laf cambazlığımı yaptığımı düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz. Sadece zihnimde olan biten her şeyi buraya döküyorum. Düşünmemek için. Düşünceleri durdurmak için, kendimi sorguluyorum. Genel olarak da yaparım bunu. Yapılan yanlışları sık sık hatırlatırım vicdanıma. Beynim bana yapılanları asla unutmuyor. Beynim hiçbir şeyi unutmuyor. Otobüste camdan dışarı bakarken, babasıyla tenis antrenmanında dönen kızın gülüşüyle, karton toplayan çocuğun mahcupluğunu beynim silmiyor. İkisini de tanımıyorum mesela. İkisi arasında kurduğum o görünmez bağlantılar, kendi hayatımda kurduğum zikzak bağlantılar. Ruhuma ağırlık vermeye başladığı andan beri yazıyorum işte. Birisi okusun da derdimi anlasın diye değil. Ben yazayım da derdim hafiflesin diye. Ruhum bedenimden çıkıp üçüncü kişi gibi masada sigarasını yeni söndüren bana bakıyor mesela. Birkaç yıl sonra bu yazdıklarıma da güleceğimden eminim. Ama bir enteresan geliyor her şey. Yukardan kendime bakarken, aciz, çaresiz, hiçbir şeyi başaramamış sefil bir kadın görüyorum. Etrafıma sorduğunuzda belki bunları söylemezler ama ağır özgüven eksikliği yaşıyorum bu aralar. Bununla birlikte düğünle birlikte gelen stres de cabası. Gelenek örf adet derken, kendimden yolumdan, bu yola neden girdiğimden o kadar uzaklaştım ki… Şu an yolum yordamım neresi her şeyi şaştım. Herkes gergin herkes garip.

 

Asla böyle bir insan değildim. O kadar değiştim ki demek ki böyle oluyormuş diyorum kendi kendime. İnsanlar değişebiliyormuş. Asla yapmam dediği her şeyi yapıyormuş. Bunları fark etmeden de ölmüyormuşsun.